Biri hızlı tüketilebilir, diğeri ise oldukça yavaştır. Okumak, kolay anlaşılır bir iletim sunar ve çabuk unutulur. Yazmak, uzunca süreler uğraştırır sizi; yazarsınız, tashih edersiniz, şerh düşersiniz ve artık elinizde bir yavrunuz vardır. Konuşmak için de metin gereklidir lakin ikisinin bambaşka şeyler olduğunu söylemeye gerek dahi yoktur.
Yazmanın en büyük artısı, aradaki düşünme ve işleme payıdır, bunun aksine konuşma olabildiğince hızlı gerçekleşmelidir. Eğer acelesi yoksa yıllarca yazabilirsiniz. Ayrıca yazının gözle görülür şekilde karşıdakine etkisi vardır. Bu konuda hatipliğin konuşma lehine bir meslek sayılacağını kabul etmekle birlikte gerçek hayatta iki kelimeyi bir araya getiremeyecek kişilerin harika metinler ortaya koyabildiği gerçeği demek istediğimi daha iyi açıklayacaktır herhalde.
Son ve bence en önemli konu, yazının oldukça kalıcı olduğudur. Video ve kaset (ses) sistemlerinin bu denli gelişmesi dahi yazının kalıcılık değerini kıramamıştır. Ayrıca bu kalıcılık binlerce yıllara çıkabilir. Halbuki ses sistemlerinin sürekli gelişmesi, 20 yıllık seslerin dahi ne kadar kalitesiz hale getirmiştir.
Bu kadar açıklamadan sonra "Eee peki neye göre yazmalı, neye göre konuşmalıyım?" sorusunu sormak okuyucunun pek tabi hakkıdır. Bence cevap zaten en üstteydi. Eğer tüketiciye hızlı tüketmesi gereken bir şey verme azmindeyseniz, onlarla konuşun veya onlara seslenin. Eğer iyi bir hatipseniz ve nispeten iyi bir sesiniz varsa karşı tarafı bir süre etki altında bırakırsınız.
Fakat bir şeyleri değiştirmek, uzun sürecek etkiler bırakmak istiyorsanız, medyanın bu denli güçlü olduğu, teknolojinin son raddede olduğu bu dönemde bile yazmalısınız. Çünkü ancak o zaman zamanın ruhuna dokunabilirsiniz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder